|
|
 |
« : 18 Nisan 2008, 12:43:17 » |
|
Bir yastıkta 40 yıl...
Ayla Aksoy ' un kaleminden...
Ahh ahh!... diye iç geçiriyor yaşlı kadın, başını sallıyor... Yılların izlerini taşıyan yüzündeki çizgiler bana bir şeyler anlatmak istiyor besbelli. Tekrar derin bir iç çektikten sonra sözüne devam ediyor. ìEskiden kadınlık vardı. Şimdiki gençler sıkıntıya gelemiyor kızımîdiye sitemkâr bir sözle başlıyor. ìBizler korunmak nedir bilmezdik. Bu yüzden çok çocuk yaptık. Fakat çocuklarımız için yaşardık. Tam beş çocuk doğurdum evladım . O zamanlar çamaşır makinesi diye bir şey yoktu. Çamaşırı elimizde yıkardık. Hazır bebek bezi nerdeee? Pamuklu kumaşların kenarlarını diker, birde onları sakız gibi yıkayıp çocuğumuzun altına bağlardık. Bezlerin bembeyaz olması çok önemliydi. Yıkadıktan sonra asarken gurur duymak lazımdı konu komşuya karşı. Bu bezleri akıttıktan ve ilk yıkamadan sonra yarım saat kazanlarda kaynatırdık. Sonra da iyice yıkayıp durulardık ki çocuğa alerji yapmasın diye. Sabah çocukların ve beyimizin kahvaltısını hazırlamadan okuluna işine göndermezdik. Çocuğumuzu öpüp koklayıp okuluna gönderirdik. Okulu yakın değilse elinden tutar anneler ***ürürdü. Kar kış taşırdık çocuklarımızı okuluna. O zamanlar okul servisi diye bir kolaylık yok. En azından benim yaşadığım bölgede yoktu. Beyimizin kolalı gömlekleri her zaman hazır bulunurdu. Eski tip ütülerde jilet gibi pantolonlar ütülerdik.îBu arada yılları kucaklamış elleri dikkatimi çekiyor. Romatizmadan eğrilmiş parmaklarının üzeri kırışmış derisiyle o kadar zavallı görünüyor ki. Besbelli o eller, ailesini mutlu etmek için çok çalışmış. ìEşim benim açtığım börekleri çok severdi” derken, yüzüne tatlı bir gülümseme oturuyor. ìHer Pazar saat 6 da kalkar ona ellerimle börek açardım. Bizler öyle hazır börekler yedirmedik kocalarımıza” diyor... Yaprak sarma dolması yaptığımda eşimin; ìHanım bunu da senin gibi kimse yapamıyor” demesi beni çok mutlu ederdi. Şimdiki gençler kocalarına yedirdikleri dolmaları ya hazır alıyorlar ya da annelerine yaptırıyorlar. Kızıma diyorum “Evladım öğrensene” diye... “Boş ver anne, sen yapıyorsun ya” diyor. Damadımla kızıma bakıyorum da “Nerde benim eşimle aramızdaki saygı, sevgi” diyor. Kocamız sinirlendi mi, bizler alttan alır onu sakinleştirirdik. Kayınpederimiz geldi mi, kapının kenarında beklerdik bir şeyler ister diye. O, ìKızım gel otur ” demeden destursuz oturmazdık bile. Kaynananın lafının üstüne laf söylenmezdi. Bayramlarda büyüklerinin ziyaretine gelemeyenler için endişelenirdik. ‘Öldümü, kaldı mı?’ diye... Cep telefonumu var o zaman? Şimdikiler bakıyorum da zırt diye cepten arayıp “Biz gelemiyoruz, tatile çıktık” diyorlar. Eşim mükemmel değildi, ama çocuklarım vardı kızım. Bir yastıkta kırk yıl. O zamanlar yastıklarımız bile ayrı değildi” uzun bir yastıkta ikimiz yatardık. Şimdikiler, hiç sıkıntıya gelemiyorlar. Çocuklarını düşünmeden hemen boşanmaya kalkıyorlar. Yazık çok yazık” diyor. Bu, özverili hayatını eşine ve çocuklarına adamış tonton yaşlı kadının, hayatında daha çok hikâyeler yaşanmış. Ben sizlerle O’nun bir eski toprak olarak bizleri yani şimdiki kadınları nasıl gördüğünü O’nun ağzından çıkan kelimelerle aktarmak istedim. Aslında biraz düşündükten sonra bu eski toprağa hak vermedim de değil. Evimizin her köşesi teknolojik aletlerle dolu. Ekonomik durumunu biraz düzelten ilk kadın önce bunlara sahip olmak istiyor. Sahip oluyoruz da ne oluyor? Hala yorulduğumuzdan şikâyet ediyoruz. Eşimizden yardım istiyoruz. Çocuklarımızı dağıttıkları için haşlıyoruz. Kısaca o dönemlerde yaşayan kadınların çeyreğini bile yapamıyoruz ama hala şikâyetçiyiz. Her zaman Allah ’ıma bana bağışladığı her nimet için şükretmesini bilen bir insan olarak bile, kendi adıma sahip olduklarımı yeniden gözden geçirmeye karar verdim. Özelliklede yastığımı...
20.01.2008
|